DWden Banu Güvenin Haber-Yorumu şöyle:
Yorum: 355 askeri öğrenciyi biliyor musunuz?
Darbecilikle suçlanan müebbetlik askeri öğrencilerin geçen hafta Silivri Cezaevinde darp edildiğini, göz yaşları içinde bir anneden, Melek Çetinkayadan belki duydunuz, belki duymadınız. Daha önemli soru şu: 15 Temmuz darbe girişiminin ardından tutuklanan ve müebbet hapse mahkum edilen kaç askeri okul öğrencisi var biliyor musunuz? 355. Peki, bu gençler neden beş buçuk yıldır hapisteler? Sanırım, bu sorulara çoğunuz hemen cevap veremeyecektir. Bu çocukların savunmalarını duyan, arayıp bulan ve okuyan da fazla değildir.
Bunun birkaç nedeni var. Biri, bu toplu cezalandırmanın medyada da, siyasetçiler tarafından da çok az konu edilmesi. Diğeri, kamuoyunun Gülenle bağlantılandırılan davalardan, bir haksızlık sezilse bile, cemaatçi kadroların sicilini hatırlayarak uzak durma eğilimi. Hakları sistematik şekilde çiğnenen kesimlerin, bir zamanlar kendilerine yapılan haksızlıklar karşısında kayıtsız kalan, hatta suç ortağı olduğunu düşündüğü bir kesime yönelik davalarla ilgilenmemek gibi bir tepkisi de var. Böyle olunca kurunun yanında yaş da yanıyor. Kendilerini bir gece ansızın bir darbe girişiminin ortasında bulan gencecik 355 insan, ömür boyu hapis cezasına mahkum edilmiş, adaletin bir gün tecelli etmesi ümidiyle bekliyorlar.
Biraz daha detaylandırayım: Bu gençlerden 37si, darbe gecesi Yalovadaki çadır kampından alınıp helikopterle stadyuma indirilen, oradan da Digitürke gönderilen öğrenciler. Yargıtay bu davadaki müebbet kararını bozduktan sonra 8i tahliye edildi, 5i hakkında yeniden yakalama kararı çıktı, biri tekrar tutuklandı. Bir dava da Yalovadaki kamptan otobüslere bindirilen 116 Hava Harbiyelinin davası. Bu gençler de yolu kapatan sivil araçları ambulansın geçmesi için çekmekle, yani darbe girişimine yol vermek ve dahil olmakla suçlanıyorlar. Darbe girişimi olduğunu öğrendiklerinde Sultanbeylide halkla beraber İstiklal Marşı okuyan bu 116 genç müebbetlik. Benzer şekilde Tuzla Orhanlı Gişeleri istikametinde otobüslerden indirilen 62 Hava Harbiyeli var. FSM Köprüsüne götürülen 70, Boğaz Köprüsüne götürülen ve iki arkadaşları, Murat Tekin ve Ragıp Enes Katran buradaki kalabalık tarafından linç edilen 44 Hava Harbiyeli de yine müebbetlik. Bu gruplara ek olarak, yine İstanbulda bulunan 26 Kara Astsubay Meslek Yüksek Okulu öğrencisi de ömür boyu ceza alanlardan.
Digitürk davası yeniden görülüyor. Bir sonraki duruşma 24 Ocakta. O davadakiler tutuksuz yargılanmayı, diğer dört davada müebbet alan 318 öğrenci de, iki yıldır Yargıtaydan bir karar çıkmasını bekliyor. Onlar için her gün bir nevi işkence zaten ama bazen fiziksel olarak da işkence ve kötü muameleye maruz de kalıyorlar. Bunun son örneğini, askeri öğrencilerin ve ailelerinin sesi olan, kendi oğlu Furkan da cezaevinde olan Melek Çetinkayadan öğrendik.
Silivride ne oldu?
Silivri Cezaevindeki bazı infaz koruma memurları, bir grup askeri öğrenciyi darp ettiği söyleniyor. Tanık öğrencilerin aktardıklarına göre, infaz koruma memurları arama sırasında koğuştaki eşyaları dağıttı, yerlere attı. Kendilerine Neden bağırıp çağırıyor, ortalığı dağıtıyorsunuz diye soran bir öğrenci darp edildi. Bir infaz koruma memuru yere yatırdığı gencin başına bastı. Ona engel olmaya çalışan öğrencilere de ters kelepçe takıldı. Öğrenciler koğuştan dövülerek, yerde sürüklenerek çıkarıldı. Bu koğuşu dağıtacağız diye tehditler savruldu.
Koğuş deyince… Melek Hanım ile konuştum. Yedi kişilik koğuşlarda 39-40 kişi kaldığını söyledi. Durumu Üçlü ranzalar var. En üstte yatan neredeyse tavana yapışıyor. Eskiden daha kalabalıktı, yere de yatak atıyorlardı diye anlattı.
Gençlerin bazılarının sağlık hizmetlerine ulaşmaları da engellendi. Melek Hanımın oğlu Furkan bu süre içinde bacağında kırık olabileceği söylenmesine rağmen hastaneye sevk edilmedi, kırılan parmağına da kendisi atel uygulamak zorunda kaldı.
Askeri öğrenciler bu beş buçuk yıl içinde, eğitim hakkından da mahrum kaldı. Üniversite sınavlarına girmelerine iki yıl sonra izin verildi. Bazıları cezaevinde hazırlandıkları sınavda Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ, İTÜ, İstanbul Üniversitesi, Marmara Üniversitesi gibi okulları iyi puanlarla kazandılar ama kayıtlarını dondurdular. Bazıları da açık öğretimde okumaya başladılar. Aralarında, uğradıkları haksızlıklardan olacak, hukuk okumaya karar verenler de vardı.
Askeri öğrencilerin tahliyesi: Mahkeme örgütsel bağlantı bulamadı
Hapse atıldıklarında çoğu 19 yaşında olan bu gençlerden bazıları, bu beş buçuk yıllık süre içinde anne babalarını kaybettiler. Birinin anne babası bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Birinin babası görüşten dönerken otobüste kalp krizi geçirdi. Bir başkasının babası kanserden üç ay içinde gitti. Bir anne hastalanıp vefat etti, bir anne de Kovidden hayatını kaybetti.
Bu insanlar çocuklarını iyi bir geleceğin beklediğine inanarak askeri okullara vermişlerdi. Melek Hanımın tanıdığı ebeveynler arasında eski AKP seçmenleri de vardı. Bir anne var, 25 yıl AKPde kadın kollarında çalışmış. Oğlunu AKP toplantılarında büyütmüş diye anlattı. Melek Hanımın kendisi de bir kez AKPye oy vermişti. Cezaevindeki toplu darp ile ilgili bilgi notunu okurken, yere yatırılıp başına basılan askeri öğrencinin adı da dikkatimi çekti: Üzeyir Tayyip Şur. Belki tesadüf, belki de değil, ama aile oğullarına Tayyip ismini vermişti. Bu ailelerin hiçbiri bu ismin diğer sahibinden razı değil artık.
Yazıyı buraya kadar okuyanlardan bazılarının müstahak dediklerini duyar gibiyim. Onlar geriye bakanlar. Ama bugüne ve beraber bir geleceğe de bakmak gerek. Özellikle de daha hayatlarının çok başında, idealist bir şekilde yola çıkıp, hain damgası yiyen bu genç insanlara reva görülen haksızlığın toplumca farkına varmak gerek. Unutmamalı, darbeye giden yolu onlar açmadı.







