Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 25 Mart Çarşamba günü bir kez daha Osman Kavala için toplandı. AİHM’nin temyiz organı olarak görev yapan 17 yargıçlı Büyük Daire’de, Kavala’nın ikinci başvurusunu ele almak üzere duruşma yapılan duruşma 2.5 saat sürdü ve duruşmaya AİHM Başkanı Mattias Guyomar başkanlık etti.
T24’ten Can Öztürk’ün haberine göre Osman Kavala duruşmada Prof. Dr. Philip Leach ve Prof. Dr. Başak Çalı liderliğindeki bir heyet tarafından temsil edildi. Duruşmada Türkiye’yi de Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Abdullah Aydın ve Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Ali Emrah Bozbayındır’ın bulunduğu heyet temsil etti.
AYDIN: İÇ HUKUK YOLLARININ TAMAMI KULLANILMADI
Duruşmada Türkiye hükümeti adına ilk sözü Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Abdullah Aydın aldı. Kavala’nın iç hukuk yollarının tamamını kullanmadığını belirten Aydın şöyle konuştu:
“Mevcut davaya konu olan şikâyetlerle ilgili iki ayrı bireysel başvuru şu anda Anayasa Mahkemesi önünde derdesttir. Mahkeme, 13 yıldır Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruyu etkili bir iç hukuk yolu olarak tanımaktadır. Başvurucu, Büyük Daire’yi bu yerleşik içtihattan sapmaya davet etmektedir; böyle bir talep ikna edici kanıtlar gerektirir. Ancak başvurucu, farklı fiili durumlardan kaynaklanan farklı hukuki meselelere dayanarak Anayasa Mahkemesi’nin etkisiz olduğu sonucuna varmaya çalışmaktadır. Oysa rakamlar nettir: Anayasa Mahkemesi tarafından bugüne kadar verilen 4.876 ihlal kararından 4.868’i tam olarak icra edilmiştir.”
BOZBAYINDIR: GEZİ PROTESTOLARI AYAKLANMA HAREKETİ TEŞKİL ETMEKTEDİR
Davada Türkiye hükümetini savunmak üzere Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Ali Emrah Bozbayındır da söz aldı. Gezi eylemleri hakkında konuşan Bozbayındır, şöyle dedi:
“Demokrasi doğası gereği kırılgandır, bu nedenle de korunması gerekir. Devletlerin, demokratik düzeni ciddi tehditlere, özellikle de milletin hayatını tehdit eden tehlikelere karşı koruma konusunda sadece hakkı değil, aynı zamanda görevi de vardır. Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesi, devletin demokratik kurumları ve kamu düzenini koruduğu hukuki araçlardan biri olarak bu meşru amaca hizmet etmektedir. Madde 312, bir teşebbüsün varlığını gerektiren geleneksel bir devlet koruma suçudur. Devletin varlığını ve seçmen iradesini temsil eden anayasal bir organ olarak yürütmenin kurumsal bütünlüğünü güvence altına alır. Bu, mevcut vakada olduğu gibi, birden fazla eylemin birleşmesi ve birden fazla aktörün katılımı ve etkileşimi yoluyla işlenen kolektif bir suçtur. Suç teşebbüs aşamasında tamamlanmış sayılır.
Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesi, hükümeti ortadan kaldırmaya yönelik teşebbüsleri ve daha önemlisi, hükümetin görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye yönelik her türlü teşebbüsü suç saymaktadır. Türk Ceza Kanunu Madde 312, hükümeti devirmeye yönelik cebri eylemler harekete geçirildiği anda uygulanır. Hedefin tam olarak gerçekleşmiş olması mantıksal olarak gerekli değildir; çünkü bu tür suçlarda başarılı olursanız, muhtemelen bu suçu yargılayacak bir hakim kalmayacaktır. İcraya başlanmış olması yeterlidir. Bu durum, devletin direnç göstermiş olmasının cezai sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı anlamına gelir. Bu bağlamda Gezi protestoları bir ayaklanma hareketi teşkil etmektedir.”
‘POĞAÇA DAĞITTIĞI İÇİN MAHKUM EDİLMEDİ, EYLEMLER OPERASYONEL’
Bozbayındır, sözlerine söyle devam etti:
“Nitekim yerel mahkemeler mevcut davada başvurucuyu sadece tuzlu poğaça dağıttığı için mahkum etmemiştir. Onu mahkum etmişlerdir çünkü Yargıtay’ın metodolojisinin gerektirdiği şekilde deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde, tutarlı bir operasyonel yönelim ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, başvurucunun iddialarının aksine, suçun yasal unsurları ve mahkumiyetin temeli yeterince öngörülebilir durumdadır. Poğaçalar şiddetli kargaşa sırasında koordinasyon noktalarında dağıtılmıştır. Toplantılar, gerilimi tırmandırmak için yapılan planlama seanslarıydı. Telefon görüşmeleri, diğer suç ortaklarına ve aracılara verilen talimatlardı.”
LEACH VE ÇALI: KAVALA 8 YILI AŞKIN SÜREDİR KEYFİ ŞEKİLDE HAPİSTE
Kavala’nın insan hakları savunucusu ve bir sivil toplum aktivisti olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Philip Leach ve Prof. Dr. Başak Çalı, şu ifadeleri kullandı:
“Osman Kavala 8 yılı aşkın süredir hukuka aykırı ve keyfi bir şekilde bir Türk hapishanesine kapatılmış masum bir adamdır. Kendisini susturmak amacıyla araçsallaştırılan ceza adaleti sisteminin bariz bir suistimalinin kurbanıdır; davası emsalsizdir. Daha önce hiçbir dava, biri 18. ve 5. maddelerin ihlalini tespit edip serbest bırakılmasını emreden, ikincisi ise ihlal prosedürü sonucunda 46. maddenin ihlalini bulan iki önceki kararın ardından bu mahkemenin önüne gelmemiştir.”
EK BEYANLAR İÇİN 15 GÜN SÜRE VERİLDİ
Duruşmada tarafların beyanlarını ardından AİHM yargıçlarının sorularına geçildi. Yargıçların taraflara soruları ve verilen cevapların ardından mahkeme taraflara ek beyan sunabilmeleri için 15 günlük süre verdi. Beyanların ardından mahkeme dosyanın kabul edilebilirliği ve esası hakkında kararını gerekçeli olarak verecek.
KARAR ÖNÜMÜZDEKİ AYLARDA AÇIKLANACAK
Büyük Daire’nin duruşma sonrasında hemen karar açıklaması öngörülmüyor. AİHM Kavala’nın ikinci başvurusunu öncelikli olarak değerlendirmeye aldı. Nihai nitelikte olacak kararın, önümüzdeki aylarda açıklanması bekleniyor.







