Analiz / Doç. Dr. Osman Tek
Hizmet Hareketi’nin ortaya çıktığı tarihsel bağlam, hem dinî hem de ekonomik açıdan son derece sınırlayıcıydı. İnanç kamusal alanda baskı altındaydı; maddî imkânlar yok denecek kadar sınırlıydı. Bu koşullarda yetişen çekirdek kadro, hem inançlarının bir gereği hem de başka bir seçeneği olmadığı için disiplinliydi, fedakârdı ve ahlâkî tutarlılığı bir tercih değil, varoluş şartı olarak benimsedi.
Bu kadro, zorlukların içinden geçerek güçlü bir atılım gerçekleştirdi. Eğitim, sivil toplum ve küresel ölçekte kurulan yapılar, yalnızca organizasyonel başarı değil; aynı zamanda bir karakter inşasının ürünüydü. Yokluk, insanları küçültmedi; aksine büyüttü. Çünkü her kazanım bedel ödenerek elde edilmişti.
Zamanla şartlar değişti. Eski zorluklar aşıldı; sosyopolitik gelişmelerin de etkisiyle hareket, tarihinin en parlak dönemlerinden birini yaşadı. Bu, inkâr edilemeyecek bir başarı hikâyesiydi. Ancak tam da bu noktada tarihsel döngü kendini yeniden hatırlattı.
Kolay zamanlar, fark edilmeden yeni bir insan tipini teşvik eder.
Yeni kuşaklar, zahirde çekirdek kadronun savunduğu dünya görüşünü teorik olarak benimsedi; fakat bu dünya görüşünün hangi şartlarda yoğrulduğunu tecrübe etmedi. Zorluk, hatıradan ibaret kaldı. Fedakârlık, anlatılan ama yaşanmayan bir değere dönüştü. Disiplin, zorunluluk olmaktan çıkıp kişisel tercihe indirgendi.
Sorun burada başladı.
Aynı söylem korunurken, aynı ahlâkî sertlik korunamadı. Aynı hedefler dillendirilirken, o hedeflerin gerektirdiği sabır, sebat ve bedel ödeme iradesi zayıfladı. Çünkü refah içinde büyüyen bir yapı, farkında olmadan konforu norm, zorluğu istisna olarak algılamaya başladı.
Ve sonra ağır sorunlar geldi.
Bu sorunlar, çekirdek kadronun dünyasında tanıdıktı; ama yeni kuşak için yabancıydı. Kriz karşısında refleks üretmekte zorlanan, yükün ağırlığı altında dağılan geniş bir kesim ortaya çıktı. Mesele yetenek eksikliği değildi; dayanıklılık eksiğiydi. Çünkü dayanıklılık, öğretilen değil, yaşanarak kazanılan bir meziyettir.
Burada yapılması gereken, ne geçmişi romantize etmek ne de bugünü toptan mahkûm etmektir. Asıl yüzleşilmesi gereken gerçek şudur: Aynı ideali savunmak, aynı karakteri üretmeye yetmez. Karakter, şartlarla birlikte inşa edilir. Şartlar değiştiğinde, bilinçli bir ahlâk ve disiplin inşası yoksa, refah zayıflığı büyütür.
Bugün yaşanan sarsıntıların bize söylediği şey nettir: Zorluklar ortadan kalktığında, zorluğun öğrettiği değerler kendiliğinden korunmaz. Eğer korunmuyorsa, bir sonraki kriz geldiğinde bedel çok daha ağır olur.
Bu yüzden mesele bir nesli suçlamak değil; bir süreci doğru okumaktır. Güçlü kadrolar zorlukta doğar, ama güçlü kalabilmek için zorluk bilincini canlı tutmak gerekir. Aksi hâlde refah, başarıyı büyütürken karakteri küçültür.







