• Turkhane Logo

Zaferle büyüyen yenilgi

17:50 13 January 2026 Tuesday
Zaferle büyüyen yenilgi





Necip Meriç / Aktif Haber







Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır



Gün batsa ne olur, geceyi onaran bir mimar vardır



Yanmışsam, külümden yapılan bir hisar vardır



Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır



Sezai Karakoç zahiri mağlubiyetlerin dalga dalga gelip umutları tükettiği bir anda, insanı silkinip ayağa kaldıracak dizeleri ne güzel dökmüş satılara. Evet, tarih yenilgi yenilgi büyüyen zaferlerin destanlarıyla dolu. 



Ya zafer zafer büyüyen yenilgiler?



Yenilgi ile büyüyen zaferler kadar, zaferlerin hazırladığı hezimetler de çok tarihin gölgede kalan tarafında. Gladyatör filminde Maksimus’un köle pazarından çıkıp Kolezyum’da İmparator Commodus’la yarım kalan hesabını kapatmasını biliriz. Ama Commudus’u o hazin sona götüren zaferler, tarih anlatısında hep silik kalır.



Neden?



Çünkü zafer hikâyeleri her zaman daha çok ilgi çeker. Tarihi kazananların yazdığı söylenir ya; belki de bunun temelinde zaferlerin cazibesi vardır.



Oysa sadece kazananların hikâyeleri mi ilgimizi çekmeli? Zaferler kadar, hezimetlerin nasıl hazırlandığını da merak etmeli değil miyiz? 



Zaferle büyüyen yenilgi; o ışıltılı yolun sonundaki karanlık uçurum. Stefan Zweig’in “Amok Koşucusu” öyküsündeki gibi… 



O doktorun çılgın koşusu, zafer gibi görünen bir tutkunun nasıl tam bir yıkıma dönüştüğünü anlatır ya hani. 



Adam, bir anlık zafer hissiyle kendini kaybeder, ama o koşu bitince geriye sadece enkaz kalır.



Evvelki zaferlerine alkış tutanlar ise bu kez linç alaylarının başına geçip ilk taşı atanlar olur.



Tarihe bir bakalım, mesela. Napolyon Bonaparte’ı hatırlayın. O minyon Korsikalı, Avrupa’yı fethetmek için zafer üstüne zafer kazandı. Austerlitz’te düşmanlarını ezip geçti, imparatorluğunu altın çağında gibi gösterdi. 



Ama sonra ne oldu? 



O zaferler, hırsını öyle şişirdi ki, Rusya’ya yürüyüşü bir felakete dönüştü. Karlar altında donan ordusu, Waterloo’da son darbeyi yedi. Zaferler büyüttü onu, ama aynı zaferler yere çaktı. 



Filozof Arthur Schopenhauer’ın dediği gibi, “Arzuları sınırsızdır, talepleri tükenmez ve her tatmin edilmiş arzu yenisini doğurur.” Napolyon’un hikayesi, tam da bu: Her kazanılan toprak, bir sonraki kaybın habercisi.



Ya Hitler? 



O da zafer sarhoşluğunun en karanlık örneği. Blitzkrieg ile Polonya’yı, Fransa’yı ezip geçti. Avrupa’yı diz çöktürür gibi oldu. Ama o zaferler, megalomanisini besledi. 



Psikolog Erich Fromm, “Yıkıcılık, yaşanmamış hayatın sonucudur,” der ya hani. Hitler’in Doğu Cephesi macerası, tam bir yenilgi senfonisiydi. Milyonlarca hayatı yutan o “zaferler”, sonunda Berlin’de bir sığınakta son buldu. 



Zafer, eğer kökünde hırs varsa, mutluluğu değil, ancak nihai yenilgiyi büyütür.



Büyük İskender’i alalım mesela. Dünyayı fetheden genç kral, zaferden zafere koştu. Pers İmparatorluğu’nu yıktı, Hindistan’a kadar uzandı. Ama ne oldu? O zaferler, onu yalnızlaştırdı, ordusunu yordu ve erken ölümüne yol açtı. Filozof Nietzsche, “Aşırılığın annesi sevinç değil, sevinçsizliktir” diye uyarır bizi. İskender’in hikayesi, zaferin nasıl bir zehir olabileceğini kanıtlıyor.



Edebiyattan, felsefeden beslenerek düşününce, insan anlıyor ki sarhoşluk veren, hırsla büyüyen zaferler sadece geçici birer illüzyon.  



Hayat bazen Amok koşucusu gibi durmaksızın koşanları izletiyor insana. Napolyon gibi hırsla yananları da. Zaferden zafere koşuyor sanılanların, çok geçmeden nasıl savrulduğunu… Ve belki de en zoru, o parıltılı zaferlere bakıp moral bozmamayı öğrenmek.



Döngü tanıdık. İyi niyetle çıkılan yollar, alkışlarla genişliyor. Alkış çoğaldıkça adımlar hızlanıyor. Sonra bir yerde, kaçınılmaz bir savrulma başlıyor. Alkış ekibi yer değiştiriyor; bu kez linç alaylarının önünde yürüyor.



Zaferle büyüyen yenilgi, işte bu: Her alkışın ardında bir sessizlik, her yükselişin sonunda bir düşüş. Tarih buna bazen tek bir isim verir: The Downfall! (Çöküş)

Son güncelleme: 17:50 13.01.2026
SIRADAKİ HABER
Sayfa Başı