• Turkhane Logo

Toplumları acze düşürüp semiren despotlar

19:50 19 January 2026 Monday
Toplumları acze düşürüp semiren despotlar





Analiz / İsmail S. Gülümser







Halktan kopan, hukuku askıya alan ve devleti dar bir çıkar grubunun aracı hâline getirenlerin ürettiği krizler.



Demokrasi rüzgarlarının herkesi etkilediği günler geride kalmış gibi. Farklı bir gelişme olmazsa, dünyanın buhranlı bir döneme doğru evrildiği kanaati yayılıyor. Halkın refahını düşünen ülke yönetimleri, saldırgan despotlardan toplumu korumak için her gün yeni tedbir paketi hazırlıyor. Buna karşılık vatandaşının sıkıntısını görmezden gelen geri kalmış ülke siyasetçileri, keyfini bozmuyor umursamazlıkla seyrediyor.



Türkiye’yi yönetenler dış gelişmeleri değerlendirecek kapasitede değil



Mehmet Efe Çaman Tr7/24’teki, yazısında, Türkiye’yi yönetenlerin süreci okuyamadığını anlatıyor. Ortadoğu’da, Türkiye’yi doğrudan etkileyecek kritik olaylar yaşanıyor. Her gün farklı bir kesime saldırarak yönetimde kalıcılık peşinde koşanlar, dünyadaki gelişmeleri sağlıklı değerlendiremiyor. Onların tercih hatası yüzünden ilerleyen dönemde vatandaşı zor günler bekliyor.



İsrail, Yahudi düşmanlığına dayalı politikalar izleyen grup ve rejimlere karşı ABD’nin desteğiyle fiili bir savaş başlattı. Irak, Libya ve Suriye’den sonra sıra Türkiye sınırındaki İran’a kadar geldi. Bölgede haritaları değiştirecek ölçekte yıkımlar oluyor. Hamas’ın barınağı olarak görülen Gazze, içindekilerle birlikte yıkıldı, İran’da da rejimi sarsan gelişmeler hızlanıyor.



Tutarsız dış politikayla ülkenin kırılganlığı artıyor



Yeni gelişmeleri popülist söylemlerle geçiştirmeye çalışan iktidar her gün farklı bir yöne savruluyor. Etrafta fırtınalar eserken, onlar durumuna bakmadan pupa yelken dev dalgalara dalıyor, kimine hakaret yağdırıyor, kimini karalıyor. Dünya, İran halkını desteklerken, Dışişleri Bakanı, yıkılmak üzere İran rejimine arka çıkıyor. Bugün tehdit ettikleriyle yarın el sıkışmaya çalıştıkları için ülkenin çevresiyle ilişkileri kopuyor. 



En güçlü ekonomilerin bile dayanmakta zorlanacağı gelişmeler yaşanırken, kural tanımayan yönetimlerin, baskısı her geçen gün Türkiye’yi köşeye sıkıştırıyor. Hakan Fidan gibilerin ütopyası İran kaynarken, bu gelişmelere karşı yöneticilerin tutarlı bir dış politikası bulunmuyor. En küçük bir sarsıntıda ekonomisi çökmeye hazır bir ülkenin tedbirsizliği endişeyle izleniyor.



Çok sorunlu bir dönemden geçildiğini gören ülkeler, güvenli dış politika kaygısıyla hareket ediyor. Türkiye’yi yönetenler ise üstünlük yarışında öne geçmekten başka bir şey düşünmüyor. Devlet tecrübesi ve ülkenin geçmiş birikimini tüketen, hukuk normlarını göz ardı eden, kendine sadık kapasitesi sınırlı insanlarla topluma yön vermeye çalışan bu anlayış ülkeyi uçuruma sürüklüyor. “Cahil cesaretiyle” halk adına alınan riskler toplumun geleceğini karartıyor. 



Ülke saraya göbekten bağlı danışmanlara teslim



Kolay yönetmenin yolunun tüm düzeni yıkmaktan geçtiğini sanan zavallılar, bürokrasiyi yük gibi görüp ortadan kaldırdı, güvenlik, adalet, istihbarat birimlerini kayırmacılık esasına göre yeniden tasarladı ve devleti işlemez hale getirdi. Geçmişte Ermenilere yapıldığı gibi, Kürt ve Alevi vatandaşların elindeki imkanlar alındı, lütuf kabilinden verilenlerle yanlış politikalara destek istendi.



Ülkede Meclis fonksiyonunu yerine getiremiyor, devlet çarkları tek bir şahsın doyumsuz kişisel kazanç hırsına hizmet ediyor.



Yönetime sırtını dayayanlar toplumun geleceğiyle ilgili kaygı taşımıyor, midesiyle başkanlık sarayına bağlanmış danışmanların hazırladığı objektiflikten uzak düzenlemeler milletvekillerine onaylatılıyor.



Çevredeki olayları karşı hiçbir tedbir alınmıyor, hadiseler hızla akıp giderken yöneticiler rüzgâra göre yön değiştiriyor. Tek adam rejimi kurmaya çalışanlar, her gün farklı bir hukuk normunu yok ederken, millet vekilleri ve partililer, belki de farkına varmadan mafya yapılanmasına alet oluyor. Her yerde saadet zincirleri kuruluyor, elindekini kaybetmek istemeyenler, servet transferine aracılık ediyor.



Dış gelişmelere karşı önlem alma gereği duyulmuyor, İran’dan gelebilecek yeni bir göç dalgası hesap edilmeden şiddet destekleniyor. Yönetimi tamamen ele geçirmek için her gün farklı toplumsal kesime kirli planlar yapılırken İran’daki olaylar giderek büyüyor



Ambargo halk ayaklanmasını tetikledi İran rejimi her an çözülebilir



Yahudi düşmanlığı ve ABD karşıtlığına dayalı bu rejim, Gazze’de ve Suriye’de nüfuzunu kaybetti. Nükleer güçle caydırıcılık politikası İsrail bombardımanıyla ağır darbe aldı. Kıyafet konusundaki dayatmalar, radikal uygulamalara karşı toplumsal tepkiyi harekete geçirdi. Yıllardır dünyadan dışlanan ve ekonomik yaptırımlara maruz kalan rejim köşeye sıkıştı. Hesapsız tehditlerle, dış bağlantıların kopması sonucu, zengin petrol yataklarına sahip bir ülkenin halkı büyük ekonomik sıkıntılar yaşadı. Halka tepeden bakan din temsilcileri toplumdan koptu, hayatı düzenlemek için gelen din, başkasını hizaya sokma aracına dönüştü.



Kriz rejime karşı protestoları tetikledi ve nihayetinde halk ayaklandı. Bugünlerde Şiiliğe dayalı din yorumundaki kusurlardan dini değerler zarar verdi öfkeli kalabalıkltan camilere saldıranlar oldu. Gösterileri bastırmakta zorlanan yönetim, Devrim Muhafızları’na sivillere ateş emri verdi. Binlerce ölü ve on bini aşkın tutuklamayla gösterileri durdurmaya çalıştı. Toplu gösteriler engellenemeyince haberleşme ağları kesildi, internet ve telefonlar çalışmıyor, bazı yerlerde elektrik yok.



Yönetimin silah tehdidine rağmen, Tahran’da bir milyondan fazla kişi ölümü göze alarak gösterilere katıldı. Kitlelerin başkaldırısı ülke geneline yayıldı, sansür ceset torbalarının duyulmasını engelleyemedi. Halka ateş talimatını alan komutanlar arasında emri uygulamaktan kaçınanların istifaya başladığı söyleniyor. Ülke kaosa sürüklenirken toplum idam tehdidine bile aldırmıyor.  



Siyasal İslamcıların takiye anlayışı



İran’a yönelik tepkilere bakan Türkiye yönetimi, düşündüklerini zamana yaymak zorunda hissetti. Ancak zaafları yüzünden mülkiyet hakkı konusundaki niyetlerini saklayamadılar. Farklı bahanelerle zenginlerin malını gasp edip servet transferi yaptıklarını herkes öğrendi.



Daha fazla kazanç ve maddi güç için her şeyi mübah gören bir anlayışla ülke yönetenler, kendi gençlikleri dahil tüm dünyanın zehirlenmesine göz yumuyor. Tonlarla ifade edilen uyuşturucu kaçakçılığının merkezinin Türkiye’ye kaydığı konuşuluyor. ABD’nin yakaladığı bir milyar avroyu aşkın uyuşturucu taşıyan geminin Türk vatandaşlarına ait olması kuşkuları artırdı. Suç, Türkiye merkezli bir mafya örgütüne yıkılsa da bu büyüklükteki bir kaçakçılığa onların finans bulması zor. Soruşturmalar ilerledikçe paranın gerçek sahipleri hakkında fikir edinme şansımız olacak.



İran’ı örnek alan siyasal İslamcılar, dışlanma tehlikesine karşı güya önlem alıyor, halkın tüm imkanlarını üzerlerine geçirerek şimdiden milyarlarca dolarlık servet biriktiriyor. Çalıntı paralarla oluşturdukları dev bütçeler sayesinde dilediklerini satın alıyor, istediklerine kirli emellerine uygun proje hazırlatıyorlar. Lüks ve debdebe içindeki yaşamlarını kaybetmemek için ülkeye el koyma yolu arıyorlar.



Devletin istihbarat birimleri, güçlü sanayi kuruluşları hakkında gizli bilgiler toplayarak dava açıyor ve bunu baskı aracı gibi kullanıp köşeye sıkıştırıyor. Bir yüzükle siyasete başlayan biri, büyük şirketleri haraca bağladığı için hepsini satın alacak servete ulaşıyor. Radikalizmle yönetilen İran halkı, yıllar süren ambargoya dayanamayarak sokaklara döküldü ve gösterilerle rejimi devirmeye çalışıyor. Benzer zihniyete sahip olan Türkiye yönetimi ise şimdilik bu radikal düşüncelerini dışa vurmadan ilerliyor.



Servet transferinin aparatı mafyatik devlet yapılanması



Ülke, MİT ve adalet sistemi üzerinden esir alındı, kimini satın alıyor kimiyle ortaklık kuruyorlar. Dilediklerinin zaaflarını öğrenip teşhir ediyor itibarını kırıyor, dilediğinin özel hayatına ait sırlarını ifşa edip, toplum içine çıkamaz hale getiriyorlar. Ülke her gün sansasyonel bir haberle sarsılırken, hedeftekilerin kişisel ayıp ve kusurları en çirkin ifadelerle kamuoyuna sunuluyor.



Suç ortaklığına dayalı bir konsorsiyum kuruldu, kimsenin sistemden kopmasına izin verilmiyor. Kazara bir kabahat ifşa olursa onu en ağır suçlamalarla susturuyorlar. Başkanlık sarayı adeta bir mafya örgütünün merkezi gibi çalışıyor. Ele geçirmek istedikleriyle ilgili karanlık projeler devlet görevlileri eliyle hazırlanıyor. Aşama aşama istediklerini alırken, köşeye sıkıştırdıkları aparatları kullanıyorlar. Son günlerde atadan oğula geçecek bir yönetim hedefiyle meşguller.



Anayasa değişikliği için 400 milletvekili onayına ihtiyaçları var. Sonuca ulaşmak için Kürt kökenli parti temsilcilerini önce tutuklatıp ezdiler. Sonra zeytin dalı uzatıp kısmi rahatlama sözüyle yanlarına çektiler. Şimdi de yıllarca AKP karşıtlığıyla bilinenleri çeşitli vaatlerle kandırıp büyük reklamlarla transfer ediyorlar. Hukuksuzluğa Anayasal kılıf hayalleri gerçek olursa, fütursuzca ülke tapusunu gasp planı yapacaklar.        



Ancak, güç kullanımıyla ayakta kalmaya çalışanların hiçbiri kalıcı olamıyor, yaptıkları çöküşü durdurmadığı gibi aksine hızlandırıyor.



Son güncelleme: 19:50 19.01.2026
SIRADAKİ HABER
Sayfa Başı