Analiz / Doç. Dr. Osman Tek
Bir zamanlar insan, evreni duygularla, niteliklerle anlamaya çalışıyordu. Aristoteles için evren; sıcak, soğuk, ağır, hafif, kuru ya da yaş gibi niteliklerle açıklanıyordu. Doğa, içinde “anlam” barındıran bir bütündü. Her varlık, kendi “nasıl”lığıyla değer kazanıyordu. Bu yüzden bilgi, sadece ölçmek değil, aynı zamanda “anlamak” demekti.
Fakat Newton sahneye çıktığında tablo değişti. Artık evrenin dili sayılardı. Gökcisimleri, hızlar, kuvvetler, açılar… Dünya, bir matematik denklemine dönüştü. İnsan da bu düzenin içinde sadece bir değişken hâline geldi. Elbette bu büyük bir ilerlemeydi: bilim doğdu, teknoloji gelişti, doğa yasaları çözüldü. Ama görünmeyen bir bedeli vardı — nitelikler, niceliklerin gölgesinde silinmeye başladı.
Bugün bu geçişin sonuçlarını her yerde görüyoruz. Değerler bile sayılarla ölçülüyor. Bir kitabın değeri artık “kaç sattığıyla”, bir şarkının kıymeti “kaç kez dinlendiğiyle” belirleniyor. Müzik, tınısını kaybedip algoritmaların eline bırakıldı. “Şıkıdım Şıkıdım” gibi birkaç kelimelik popüler ezgiler milyonlarca kez dinlenirken, bir köşede ömrünü anlamlı sözler yazmaya adamış şair, sessizliğe mahkûm ediliyor.
Daha da kötüsü, iyilik bile sayılara teslim oldu. Birine yardım eden kişi artık sessizce gülümsemiyor; elindeki telefonu açıyor, kamerayı kayda alıyor. Sosyal medyada paylaşılan bir iyilik, “beğeni sayısına” göre anlam kazanıyor.
Şefkat, merhamet ve dayanışma — yani insanın en insanca yönleri — birer “gösteri nesnesine” dönüşüyor.
Artık iyilik yapmak değil, iyilik yaparken görülmek değerli. İnsan, iyiliği içinden geldiği için değil, gazetede görünsün ya da “trend olsun” diye yapıyor.
Bu, çağımızın trajedisi: Değerler, görünürlükle ölçülür hale geldi.
Bir yardım kampanyası, toplanan para miktarına göre anlam buluyor; bir sanat eseri, sergilendiği galeri sayısıyla değerlendiriliyor. Oysa gerçek değer, rakamlarla değil, ruhlarla ilgilidir.
Bir şiirin etkisi okunma sayısında değil, bir tek insanda bile yankı uyandırabilmesindedir.
Aristoteles’in evreninde anlam vardı, Newton’un evreninde düzen.
Bugünün evreninde ise belki çok şey var, ama “anlam” az.
Çünkü biz evreni ölçtükçe, kendimizi eksilttik.
Belki de yeniden niteliklerin dünyasına dönme zamanı geldi.
Her şeyi hesaplayabiliriz, ama hayatın en kıymetli yanlarını — sevgiyi, vicdanı, samimiyeti — ölçemeyiz.
Ve ne ironiktir ki, insanın gerçek büyüklüğü, ölçülemeyen o küçük şeylerde saklı. Bu modern hastalığın çaresi inanmış bir müminin “rızaen lillah” cümlesinde saklı, diye düşünüyorum. Rızayı sayılara kurban etmemek lazım
Rızanın sahibi sayılara değil samimiyete ihlasa değer veriyor. Yerde nicelik niteliği tahtından etmiş olsa da semada geçer akçe her daim niteliği ve anlamı önceleyen ihlastır.







