• Turkhane Logo

Marşmelov dersi

17:00 02 January 2026 Friday
Marşmelov dersi





Necip Meriç / Aktif Haber







Frodo, Tek Yüzük’ü parmağına taksa dünyaya hükmedecekti; ama takmadı. Odysseus, tüm dertleri unutturan o büyüleyici lotus çiçeğini yemeyi reddetti. Stanford’un ünlü deneyinde ise bazı çocuklar, önlerine konan marşmelovu hemen yemeyip sabretmeyi başardı.



Peki, Frodo’nun, Odysseus’un ve o iradeli çocukların ortak sırrı neydi?



Bu sır, hazzı erteleyebilmektir elbette. Zor ama imkansız değil. Hayatın özü, ebedi saadetin anahtarı. Haz tam önünüzde duruyor, bir kulaç mesafede. Ama “Dur!” diyorsunuz nefsinize, “Alma onu.” Kalbin derinliklerinde yankılanan o ince acıyı göze alıyorsunuz. Anın sıcak nefesine direnip, ruhun serin ufuklarına yürümeyi tercih ediyorsunuz. Donmak üzereyken gelen o tatlı uykudan sıyrılıp dondurucu soğukla yüzleşmek ve hayat mücadelesine devam etmeyi tercih etmek gibi. 



Bir anlık tat için sonsuz bir saadeti feda etmemek; nefsin fısıltısına kulak asmayıp, vicdanın sessiz çağrısına teslim olmaktır. Marşmelov testindeki o küçük çocuklar, o odada, yalnız başlarına kaldıklarında ne hissettiler acaba? Önlerinde duran o beyaz, yumuşak marşmelov göz kırpıyordu sanki: “Beni ye, tatlıyım, buradayım.” Ama bazıları gözlerini yumdu, bazıları şarkı mırıldandı, bazıları masanın altına baktı. 15 dakika… Bir çocuk için sonsuzluk kadar uzun. Ama o bekleyiş, bir ömre bedel bir ders oldu. Yıllar sonra anlaşıldı ki, hazzı erteleyebilenler sadece daha fazla marşmelov kazanmadı; hayatı daha derin, daha anlamlı yaşadı.



Çünkü insanın içinde iki ses vardır hep. Biri sıcak, aceleci, “Şimdi!” diye haykırır. Diğeri soğuk, sakin, “Bekle…” diye fısıldar. Tıpkı Faust’un ruhunda çarpışan o iki güç gibi: Bir yanda Mefisto’nun cazibeli, ateşli vaadi; diğer yanda vicdanın, ruhun serin ve uzak çağrısı. Nefis, doyumsuz bir ateş gibidir; ne kadar verirsen o kadar ister. Ruh ise bir bahar esintisi; sonsuzluğun kokusunu taşır içinde.



Odysseus’un adamları lotus çiçeğini tadınca ne oldu? Unuttular. Vatanı unuttular, çocuklarını, eşlerini, acıyı, özlemi… Sadece o anın hafif sarhoşluğunda kaldılar. Ne güzel değil mi, unutmak? Ama Odysseus ağladı. Çünkü o biliyordu: Gerçek saadet unutmakta değil, hatırlamaktadır. Penelope’nin bekleyişinde, Ithaka’nın taşlı yollarında, uzun bir yolculuğun sonunda vardır asıl tat.



Frodo da aynı acıyı taşıdı omuzlarında. Yüzük her an kulağına fısıldıyordu: “Beni tak, güçlü ol, korkma artık.” Ama Frodo her seferinde başını çevirdi. Çünkü biliyordu ki o güç, bir yalandı. Ruhunu yavaş yavaş yiyecek, onu kendinden uzaklaştıracaktı. Nefsin elde edeceği kısa süreli hazlar yerine, dünyayı saracak kötülüğe engel olmayı seçti. Dostlarının mutluluğunu, Orta Dünya’nın geleceğini ve en önemlisi, kendi vicdanının o derin huzurunu tercih etti. O ağır yükü taşıdı, yaralandı, tükendi; ama ruhunu korudu. Bazen hazzı ertelemek, bir kişinin zaferinden çok daha öte anlamlar taşır, bütün bir âlemin kurtuluşu olur.



Stanford’daki o çocuklar daha fazla marşmelov kazandı. Odysseus evine, Penelope’sine kavuştu. Frodo Orta Dünya’yı kurtardı. Nefsini ve malını Allah’a satabilen müminler ise dünya hazlarını erteleyip kulluğuna ve diğer insanlara yönelik hamiyet duygularına odaklandı. Evet, onlar cennetin kapısını araladı.



Marşmelov testi gösterdi ki çocuklar, deneycinin sözüne güvendiklerinde daha kolay bekliyordu. Güven varsa ertelemek kolaylaşıyor. İşte tevekkül budur: Allah’ın vaadine güvenmek. Cennet karşılığında diyor Rabbimiz. Rızasını vaad ediyor. Vermeyi istemeseydi, istemeyi verir miydi?



Bugünün dünyası acı bir Lotus Adası. Her yer lotus çiçeğiyle dolu. Bir kaydırma, bir bildirim, bir tıklama… Diğerlerinden bahsetmiyorum bile. Hepsi “Şimdi tat al” diyor. Ama o tatlar geçiyor, geriye boşluk kalıyor. Çünkü nefis doyumsuz: “Âdemoğlunun iki vadi dolusu altını olsa bir üçüncüsünü ister.”



O marşmelov her gün önümüze konuyor: Bir haram bakış, bir öfke patlaması, bir tembellik uykusu, bir namaz ertelemesi… Nefis “Ye” diyor. Ruh “Bekle” diye inliyor.



Frodo yüzüğü takmadı, Orta Dünya kurtuldu. Odysseus lotus yemedi, evine kavuştu. O çocuklar bekledi, daha büyük ödülü aldı.



Peki ya biz? 



Hazzı ertelemek bazen yürek yakar. Göz yaşartır. Ama o gözyaşı, ruhun en güzel baharıdır. Çünkü biliriz ki bekleyenler, bir gün en güzel meyveyi tadacaktır. Hem bu dünyada huzurla, hem ötede cennetle.



O meyve, bizi sevgiyle ve hasretle bekliyor. 

Son güncelleme: 17:00 02.01.2026
SIRADAKİ HABER
Sayfa Başı