• Turkhane Logo

AK Parti neden hayal kırıklığı yarattı ve buna rağmen neden hâlâ ayakta?

16:00 17 January 2026 Saturday
AK Parti neden hayal kırıklığı yarattı ve buna rağmen neden hâlâ ayakta?





Analiz / Doç. Dr. Osman Tek







Adalet ve Kalkınma Partisi, iktidara geldiğinde yalnızca bir siyasi organizasyon değil; muhafazakâr–dindar kesimlerin uzun yıllar bastırılmış değer taleplerinin siyasal tercümanı olarak ortaya çıktı. Bu kitle için siyaset, salt ekonomik kazanç üretme aracı değil; adalet, haysiyet ve inançla uyumlu bir kamusal düzen kurma meselesiydi. Motivasyon kaynağı çıkar değil, değerdi.



AK Parti’yi güçlü kılan da tam olarak buydu. İlk dönem söylemi; israf karşıtlığı, yoksullukla mücadele, adalet ve “hizmet” kavramları etrafında şekillendi. Bu dil, kendini merkezin dışında hisseden geniş bir toplumsal tabanda güçlü bir karşılık buldu ve iktidarın meşruiyetini tahkim etti.



Ancak sorun, başarının kendisiyle birlikte başladı.



Zamanla değer odaklı siyaset, yerini kazanç odaklı bir pratiğe bıraktı. Bu dönüşüm ani değil, sinsi ve kademeliydi. Başlangıçta istisna gibi görünen uygulamalar zamanla norm hâline geldi. Değerler, siyaseti sınırlayan ilkeler olmaktan çıkıp; siyaseti meşrulaştıran söylemsel araçlara dönüştü.



Bu durum yukarıdan aşağıya doğru yayıldı. Parti elitlerinden yerel yapılara kadar uzanan bir hatta, kazanç önceleyen bir zihniyet yerleşti. Böylece değerle başlayan yolculuk, değerleriyle çelişen sonuçlar üreten bir iktidar pratiğine evrildi. Muhafazakâr–dindar seçmen için asıl kırılma noktası da burada oluştu. Çünkü bu kesim için hata tolere edilebilir, ama değer–çıkar çelişkisi zor kabul edilir.



Buna rağmen AK Parti’nin belirli bir “kemik kadroyu” muhafaza etmesi, yüzeysel analizlerle açıklanamayacak kadar yapısaldır.



Bu sabitliğin temel nedeni, yalnızca AK Parti’nin gücü değil; muhalefetin kronik yetersizliğidir.



Muhalefet, uzun süredir inancı bir toplumsal gerçeklik olarak değil, bir sorun alanı olarak ele almaya devam etmektedir. İnançlı bireylerin gündelik hayat sorunlarını sahiplenmekte isteksiz; onların ahlâkî ve kültürel hassasiyetlerini anlamakta ise yetersizdir. İnanç, ya özel alana hapsedilmesi gereken bir tercih ya da siyasal manipülasyon aracı olarak görülmektedir.



Bu yaklaşım, muhafazakâr–dindar kitle nezdinde güven üretmez. Çünkü mesele yalnızca söylem değil; niyet okumadır. Muhalefet, “iktidar olursam seni korurum” duygusunu verememiştir. İnançlı bireyler, ekonomik olarak rahatsız olsalar dahi; kültürel ve ahlâkî olarak kendilerini dışlanmış hissetme ihtimalini daha büyük bir tehdit olarak görmektedir.



Bu nedenle AK Parti, kendi tabanında ciddi bir hayal kırıklığı üretmiş olmasına rağmen, tamamen çözülememektedir. Çünkü karşı tarafta, değerleriyle barışık ve inancı ötekileştirmeyen bir alternatif henüz güçlü biçimde ortaya çıkmamıştır. Seçmen, memnuniyetsizliğine rağmen “daha güvenilmez” gördüğü bir seçeneğe yönelmemektedir.



Sonuçta ortaya şu tablo çıkmaktadır:



AK Parti, değerlerinden uzaklaştığı için güven kaybetmiş; muhalefet ise değerleri anlamadığı için güven kazanamamıştır. Bu ikili açmaz, iktidarı yıpratırken yerinden edemeyen bir siyasal denge üretmektedir.



Bugün AK Parti’yi belli bir potada tutan şey, kendi doğrularının gücü değil; karşısındaki boşluktur. Bu durum sürdürülebilir değildir. Çünkü değerle başlayan bir siyaset, değerlerini tükettiğinde yalnızca alışkanlıkla ayakta kalır. Alışkanlık ise kriz dönemlerinde sadakat üretmez.



Eğer Türkiye’de gerçek bir siyasal dönüşüm olacaksa, bu ne yalnızca iktidarın değişmesiyle ne de muhalefetin güçlenmesiyle mümkün olacaktır. Asıl mesele, inancı araçsallaştırmadan sahiplenen; kazancı değerle sınırlayan yeni bir siyasal ahlâk inşa edilebilmesidir.



Aksi hâlde toplum, hayal kırıklığı ile güvensizlik arasında sıkışmış bir şekilde, aynı aktörlerle aynı döngüyü yaşamaya devam edecektir.

Son güncelleme: 16:00 17.01.2026
SIRADAKİ HABER
Sayfa Başı